
18’de her şeyi bilirdim de, 23’te hiçbir şeyi bilmiyorum gibi.
Kim olduğunun sorgulaması biten bir süreç mi acaba diye düşünüyorum sürekli. Ne seviyorum kendimle ilgili, dünyayla ilgili, olduğum ve olacağım her şey benim mi isteklerim yoksa dünyanın mı peki?
Yetişkinliğe giriş zor iş, ne yapman gerektiğini bilmediğin, senelerce ebeveynlerinin sözleriyle bir şeyleri hallederken kendine bir karakter oluşturmak için yeterince söz sahibi olmadığın bir süreçten, belki bolca yalnızlık ve yanlışlık hissettiğin kendini yaratma serüveni her gün bir tokat gibi çarpıyor insanın suratına. Her şeyi en doğru yapmak, zamanını kaçırmamak istiyorsun bazen, ama ne yanlış ne doğru o kadar karışık ki kafanda, birilerine ihtiyaç duyduğun gerçeğini yutamayabiliyorsun da sonra.
Kendimi bildim bileli yetişkin olmak istedim ben, kendi kararlarımı vermek, kendi paramı kazanıp istediğim gibi harcayabilmek, istediğim insanlarla olup istediğim çevreyi ve istediğim kişiliği yaratabilmek aşkıyla yanıp tutuştum sanki. Bazen gerek var mıydı bu kadar özgürleşme isteğine diye çok düşünüyorum, kendim olmak için bu kadar mücadele etmeme gerek var mıydı, var mı ki gerçekten?
Kaybolmaktan çok korkuyorum sanırım, kalabalığın içinde kimseye bakmadan, kimse tarafından görülmeden yaşayıp gitmekten korkuyorum. Kendim olmaktan ama en çok da olamamaktan korkuyorum.
Nasıl kendim olurum sorusuna geliyoruz bu noktada da. Her şeyi kendim yaparak ve her kararı kendim vererek mi parlayabileceğimi düşünüyorum yoksa içten içe yardım için yalvardığımın görülmesini mi istiyorum? Zayıf gözükme korkusuna bu kadar bağlanmışken hayatta, yardım istemek nasıl kolay gelebilir ki insana?
Bir kadın olarak en büyük mücadelemizin kendimizi, doğrularımız ve yanlışlarımızla kabullenmek ve sevmek olduğunu savundum her zaman. Kendini yalnız hisseden kadınların yalnız olmadıklarını göstermek yaşama amacımmış gibi hissediyorum. Yaşama amacımızın ilahi bir güç tarafından atanmış bir olgu değil, kendimizin seçtiği bir yol olduğuna inanıyorum ayrıca. Belki değişebilir dönem dönem, gün gün, saniye saniye. Bu değişimin içinde bile bir tutarlılık olduğunu görürüz aslında, bu tutarlılık kim olduğumuzu gösterir gibi. İşte o amaç benim için bu, varlığının yanlış ve eksik olduğunun hissettirildiği bu sistemde, kendin olmak için savaşan bireylerin yanında olmak, tutmak elinden, görmek onları. Bu amaç için yaşadığımı düşündüğüm bu dünyada, belki de en çok da görülmek istiyorum ama, zayıf görülmekten de deli gibi korkuyorum. İçten içe kıramadığım bu duygudan dolayı belki de, yetişkinlik yıllarımın başlarında bu kadar kolay kayboluyorum.
“I can never read all the books I want; I can never be all the people I want and live all the lives I want. I can never train myself in all the skills I want. And why do I want? I want to live and feel all the shades, tones and variations of mental and physical experience possible in my life. And I am horribly limited.” demiş Sylvia Plath. Olasılıkların sonsuzluğu ve istemenin derinliğinde, sınırlarımızın verdiği acizliği görmeyi de tercih edebiliriz burada, bir yandan bu sonsuzluğun getirebileceği bilinmezliğin heyecanını da. İşte bu ikiliyi en çok hissettiğimiz bu karakter yaratma döneminde, her şeyi bolca hissetmek ve yaşamak adına en çok da şunu soruyorum kendime, benim gibilere;
“Kendimizi bulurken bu yolculukta, hırpalanırken belki, belki gülerken delicesine, en güzel kaybolmalar en güzel buluşları getirmez mi ki aslında?”
18’imin verdiği inatçılığı ve bilmişliği yumuşatıp, 23’ümün verdiği korkuyu azaltarak yaşamaya davet ediyorum kendimi, seni, onu ve diğerlerini. İş, aşk, aile beklentilerinin arasında, mutlu olmak ve birisi olmak için verdiğimiz bu mücadelede, bir şeyleri harmanlayarak gitmenin tadına bakmak istiyorum. Zayıf veya güçlü gözükmenin vereceği hissiyattan çok, yaşayabilmeyi umut ediyorum, istiyorum.
Bu yazıyı da yaşı ne olursa olsun, kaybolmaktan korkmayanlara ithaf ediyorum. Çünkü en güzel sokaklar, en güzel insanlar ve en güzel anılar, en kaybolduğunu hissettiğin anda çıkıverirler karşına.
At 18, I thought I knew everything. At 23, it feels like I know nothing.
I constantly wonder — is the questioning of who we are ever truly over? What do I actually love about myself, about the world? Everything I am, everything I’ll become — are they really my desires, or the world’s expectations?
Adulthood is hard. It hits like a slap in the face every day — the journey of creating yourself while navigating loneliness and confusion, after coming from a phase where you’ve managed everything through your parents’ words, without having enough agency to form a character of your own. You want to get everything right, not to miss your moment. But what’s right or wrong gets so blurry in your mind, and you find yourself struggling to accept the truth: that you might actually need someone.
For as long as I can remember, I wanted to be an adult. I burned with the desire to make my own decisions, earn and spend my own money, choose my people, build my environment, shape my personality freely. And sometimes, I wonder — was that intense craving for freedom necessary? Did I really need to fight this hard just to be myself? Do I really need to?
I think I’m afraid — of getting lost, of living unseen, unnoticed in a crowd. I’m scared of being myself, but even more scared of not being able to be.
And so we come to the question: how do I become myself? Is it by doing everything on my own, making all my decisions independently? Or deep down, do I just want someone to see that I’m quietly begging for help? When you’re so tightly bound to the fear of appearing weak, how can asking for help ever feel easy?
As a woman, I’ve always believed our biggest struggle is learning to accept and love ourselves — with our rights and our wrongs. I feel like it’s my purpose in life to show women who feel alone that they’re not. I also believe that our purpose in life isn’t something assigned to us by a divine force — it’s a path we choose for ourselves. And maybe that path shifts — with time, with days, even with seconds. But even in this change, there’s a consistency, a through-line that reveals who we are. For me, that purpose is this: to stand beside those who are fighting to be themselves in a system that insists they’re wrong or incomplete — to hold their hand, to see them. In this life I believe I’m living for that very reason, perhaps more than anything, I want to be seen too — yet I’m also terrified of being seen as weak. And maybe that’s why I’m getting lost so easily in these early years of adulthood.
Sylvia Plath once said:
“I can never read all the books I want; I can never be all the people I want and live all the lives I want. I can never train myself in all the skills I want. And why do I want? I want to live and feel all the shades, tones and variations of mental and physical experience possible in my life. And I am horribly limited.”
Within the endlessness of possibility and the depth of desire, we can choose to see our limits as helplessness — or we can lean into the thrill of all that unknown. And in this character-building phase, where we feel everything so intensely, I keep asking myself — and those like me — this question:
“While we’re getting lost on this journey to find ourselves — getting bruised maybe, or laughing like crazy — don’t the most beautiful losses lead to the most beautiful discoveries?”
So I invite myself, you, them, and everyone else to soften the stubbornness and know-it-all confidence of 18, and ease the fear of 23. In the struggle to be happy and to be someone amid all the expectations around work, love, and family, I want to savor what it means to blend things as I go. More than the feeling of looking strong or weak, I want to hope — and live.
And I dedicate this piece to anyone, at any age, who’s not afraid of getting lost.
Because the most beautiful streets, the most beautiful people, and the most beautiful memories often appear exactly when you feel the most lost.
Yorum bırakın