
Hissetme ve hissettirebilmenin gücüne inanıyorum. İnsan olmanın yegâne özgünlüğünü, duygularda buluyorum. Bireysellikten doğan toplumsallığın, hislerin yarattığı bağların ve küçük jestlerin devrimciliğinin kutsallığına tapıyorum.
Birey olmak, bir şeylerin parçası olmak hakkında çok düşünür oldum son zamanlarda. Bireyselliğin getirileriyle şekillenen toplumsal hareketleri anlamanın en büyük koşulunun, insanı insan olarak yorumlayabilmekten geçtiğini fark ettim bu süreç içerisinde. Dünya üzerindeki her ideolojik yapılanmayla oluşan örgütlenmenin temeli, yoldaşlık ve gönül bağı kurmaya dayanır aslında. Üzerine sayfalarca teori kitaplarının yazıldığı, devrimlere vesile olmuş bu yapılanmaların altında, insanın en büyük korkusu ve mücadelesi var belki de, görmek ve görülmek, hissetmek ve hissettirmek.
Özellikle son zamanlarda canım coğrafyamızda gördüğümüz ve içimizi kıpır kıpır eden bu coşku, bu direnişin de getirisiyle beraber insanları ve yoldaşlığı tekrardan gözden geçirebilme şansını yakalamış oldum. İçerisinde onlarca farklı siyasi görüşün bulunduğu bu direnişte, farklılıkların ve ayrımların yok olduğu ve ağızlardan çıkan “Hak, hukuk, adalet!” sloganlarıyla birleştiği bireyler, özünde aynı hisleri paylaşabilme yeteneğiyle yürüyor aslında. Farklı hisler ve düşüncelerin, birleşip belirli toplumsal hareketleri oluşturabildiğini gördüğümüz bu süreçler sayesinde insan olarak, birey olarak, toplumsal bir varlık olarak var olabildiğimizi hissedebiliyoruz.
Konusu veya konumu ne olursa olsun ezildiğini ve görmezden gelindiğini hisseden her insan, kendisini görebildiği başka insanlarla el ele tutuşunca oluyor bu değişimler, bu devrimler. Kendi yalnızlığının yanında, bir başkasının yalnızlığından rahatsız olmayıp bunu özümseyebilenlerle doğuyor birliktelikler. Toplumun en temel yapıtaşlarından başlayarak genele baktığımızda her birimde, kendine özgüllükler ve bu özgüllüklerin kesişimleri sayesinde oluşan mücadeleleri görüyor oluyoruz. Tarih içerisinde gerçekleşmiş değişimlerin özü de burada, aslında insanın insanla olabilmesi ve duygudaşlığın değeriyle ortaya çıkmış oluyor.
İnsan elinin her parmak izinin dahi bu kadar farklı olduğunu bildiğimiz bu dünyada, bu ortak duygulanmaların, hislerin ve hissettirebilmelerin biricikliği ne büyük geliyor üzerine düşününce değil mi? İşte yoldaşlık, dostluk, kardeşlik kavramlarını özellikle de bireysel duyguların paylaşılmasıyla anlamlandırabildiğimiz bu özel toplumsal süreçlerde, kendimizi anlamak ve belirli yerlere konumlandırabilmek belki bir yaşam amacı, ya da aracı olabiliyor bizler için.
Bir küçük gülümsemenin, belki “Seni görüyorum ve anlıyorum.” diye fısıldayan bir bakışın, kol kola girilerek aşılmış bariyerlerin, bağırarak söylenmiş ortak sözcüklerin ve insanın insanı kabul etmesiyle doğan değişimlerin büyüklüklerini küçümsemek yerine ilham alınarak yüceltilmesi fikrini savunuyorum. Bazen elimizdeki gücün farkına varabilmemiz çok zor olabiliyor, farkındayım. Seni yalnızlığa ve yanlışlığa iten bu sistemde, kendince var olup, hissedip bir de yanına yoldaşlarını bulabildiysen ne mutlu! İşte o noktada, değişimi sen, ben, biz başlatıyoruz.
Bireysel özellikler, farklılıklar ve koşullar ne olursa olsun, bir olabilmenin inadıyla yaşamak, görmek ve görülmekten korkmamak ve en önemlisi de en büyük devrimin aslında, içimizde olacağını bilerek yaşamak umuduyla bağırıyoruz bu günlerde, her zaman olduğu gibi:
“Asla yalnız yürümeyeceksin!”
Freedom to the thoughts
I believe in the power of feeling and making others feel. I find the unique essence of being human in our emotions. I revere the sacredness of bonds born from individuality, of connections created through feelings, and the revolutionary force of small gestures.
Lately, I’ve been thinking a lot about what it means to be an individual and to belong to something greater. Through this process, I’ve realized that understanding social movements shaped by individuality begins with the ability to see people simply as people. At the heart of every ideological formation and organization on this planet lies the desire to build comradeship and emotional bonds. Beneath the theories and books written for revolutions, maybe the deepest struggle and fear of all is this: to see and to be seen, to feel and to be felt.
Especially in recent times, amid the passionate uprising in this land we call home, I’ve found myself rethinking what it means to be human and to be comrades. Within a resistance that includes countless political views, we’ve witnessed individuals who, despite their differences, walk together — united in chants of “Rights, law, justice!” What brings them together is the shared ability to feel the same things, at their core. These moments remind us that it’s possible for different emotions and ideas to merge and spark collective action. Through such processes, we come to feel our existence — as individuals, as people, as social beings.
Change and revolution happen when those who feel oppressed or unseen take hands with others who reflect their experience. Real solidarity is born when someone isn’t disturbed by another’s loneliness, but instead embraces it. From the smallest units of society to the larger picture, we see that every fight for justice is shaped by unique identities and the intersections between them. The essence of historical change lies right here: in people being able to be with other people, and in the value of shared emotion.
When we consider how even every fingerprint is uniquely different, the singularity of shared feelings and the ability to make others feel becomes even more profound, doesn’t it? In these powerful social moments where concepts like comradeship, friendship, and kinship are defined through the sharing of personal emotions, understanding ourselves and finding our place can become a purpose — or at least a tool — for living.
I believe in uplifting the power of a small smile, a glance that silently says “I see you and I understand,” a barrier overcome with linked arms, a slogan shouted in unison, and the transformation born from accepting one another. I believe we should celebrate these acts instead of underestimating them. I know that sometimes it’s hard to realize the power we hold. But if you’ve managed to exist, to feel, and to find your comrades in a system that tries to isolate and alienate you — then how wonderful that is. Because in that moment, you, I, we are the ones starting the change.
Regardless of our individual traits, differences, or circumstances, we live with the insistence on unity. We refuse to be afraid of seeing and being seen. And most importantly, we live with the hope and belief that the greatest revolution of all is the one that begins within.
So in these days, just like always, we shout with hope:
“You will never walk alone!”
Yorum bırakın