
Büyük beklentiler ve hayallerin arasında, bizi biz yapan şey, küçük seçimlerimizin bize verdiği doyuruculuk oluyor genelde. İstediğini elde edebildiğin varsayımsal bir dünyada, nesin sen? Gözü doymaz bir para aşığı mı, insanın yarattıklarından, evrenin parıltılarından büyülenen bir aşık mı? Biraz da küçük görünen ama etkilerinin büyüklüğüyle yaşamı güzel kılan şeylerden konuşmak istiyorum bugün.
Edebiyat. Çocukken geceleri gizlice okuduğum kitaplarda bulduğum heyecanı, şimdi okuduğum ve belki kendimi bulduğum, belki yeni bir şey öğrendiğim, belki de yalnızca kendime arkadaş yaptığım binlerce cümlede buluyorum. Hislerin kelimelere dökülmesindeki zorluğu ve biricikliği, hem kafama hem kalbime işlediğim sözcük öbeklerinde tekrardan yaşıyorum. Yaşadığını düşündüğün duygulardaki yalnızlığın giderilmesinin, aslında doğru edebiyat eserlerinin tercihlerinde yatıyor olması fikri heyecanlandırıyor beni.
Özgürlük. Tercih edebilme özgürlüğü. Doğru ve yanlış kalıplarının insanları bu denli zora soktuğu bu dünyada, kendin olabilme cesareti ve özgürlüğü. O gün üzerimizde bulundurmak istediğimiz renkten, hakkında konuşmak, hissetmek, yemek, dinlemek, koklamak istediğimiz şeylere kadar… Hayattaki en ufak detaylardan başlayarak, en özeline ilerlenen süreçlerde verilen özgür kararlar. Sonunda pişman olacağını bilsen ya da eksikliğiyle üzüleceğini hayal edebilsen bile, kendi başına attığın adımlar. Özgürlük kavramını bu kadar geniş kapsamlı tutabilmek ve bu kapsayıcılığı her saniye hissedebiliyor olmak çok özel benim için. Sınırlandırılmış zihinlerin, isyan etme özgürlüğünü kazanma mücadelesi büyüyor gözümde her geçen gün. Kendin olabilme savaşını veren bireylerin, her özgür kararıyla güçleniyor benlik ve dünya.
Evren. Evrenin her detayı. Böyle söyleyince çok da küçük gibi gelmiyor gerçi. Var olduğunu bildiğimiz ufak bir parçası bile, bize sonsuz bir büyüklük gibi geliyor. Öyle de aslında değil mi? Bu sonsuz karmaşanın içerisindeki gözden kaçan veya kaçmayan detayları seviyorum. Her kar tanesinin farklı deseni heyecanlandırıyor beni, küçük çocukların meraklı bakışları, yıllar sonra duyduğun tanıdık bir koku, bir su birikintisinde yıkanan bir kuşun ıslak tüyleri, sektirmeye çalıştığın o taşlar, bir kelebeğin o rengarenk kanatları, her gün yürüdüğün yolda kulağına gelen farklı bir tını, evin içinde bulduğun kedi bıyıkları, dondurma, her çeşidi hem de. Deniz yanı her yerden hoşlanıyorum. Sahilde oturuyorum, bazen sarhoş oluyorum, bazen çay içiyorum, bazen yalnızım, bazen sevdiklerimleyim, neresi veya nasıl olduğu fark etmeden her saniyesinde orda olmanın huzurunu yaşıyorum. Akşam denize girmenin hayalini kuruyorum, dalga seslerinden kendimi duyamamayı seviyorum, bana bu kadar tanıdık ama aynı zamanda bu kadar yabancı olmasını seviyorum.
Renkler. Eskiden kendimi bu kadar renkli hissetmezdim, dünyayı renkli görmezdim bu kadar. Farklı renklerin cesareti korkuturdu beni. Şimdi etrafımda gördüğüm her çeşit renk, yaşadığımı hissettiriyor bana. Sanki her yeri siyah beyaz görmemi sağlayan bir gözlüğüm vardı da, şimdi kalktı gitti o ve ben, her rengi hissetmeye başlıyorum. Renkli insanlar heyecanlandırıyor beni. Grilerin içerisinde parlayan sarı hissettiriyor bana bir şeyleri. Belirli bir zamandan sonra, renklerin çekiciliğini unutuyormuşuz gibi hissediyorum. Koyulukların içerisinde kaybolmak, ışıldayan bir renk olmaktan çok daha kolay ve güvenilir geliyor insana. Bir şeyler hissettirebilme gücünü seçmek, doldurabilmek boşlukları, dikkat çekmek ve yaşayan bir varlık olmak zor. Ama dünyadaki en büyük hazlardan birisi, tam da o işte.
Kavgalar ve zorluklarla dolu yaşamlarda, küçük detayların değerini bulan zihinler ulaşır en kolay mutluluğa. Karmaşıklıkların basitliğini görebilmek değerleştirir içerisinde bulunulan anı. Hayatı, güzel bir hayat yapan senin, benim, onun görmeyi tercih ettiği küçüklüklerde. O yüzden kaldır kafanı, gör, kokla, dinle, tat, hisset. Çünkü aşk çok güçlü, çok kolay bir his aslında ve bu küçük detaylar da en güzel aşkı yaşatır insana.
Between grand expectations and lofty dreams, what truly shapes us is often the quiet satisfaction we find in small choices. In a hypothetical world where you could have everything you ever wanted—who would you be? A greedy lover of wealth, insatiable and cold or a dreamer, mesmerized by the creations of humankind and the sparkles of the universe? Today, I want to talk about the little things—the seemingly small pieces that give life its depth and meaning.
Literature.
That thrill I once found reading books secretly at night as a child—I still feel it now in the thousands of sentences I read today. In some, I find myself; in others, I learn something new. Sometimes, I simply find a companion in them. The difficulty and uniqueness of translating emotions into words come alive again in the phrases that live in both my head and heart. I’m excited by the idea that the feeling of not being alone in your emotions can come from choosing the right pieces of literature.
Freedom.
The freedom to choose. In a world where right and wrong are boxed into such rigid molds, the courage and freedom to be yourself matter deeply. From the color you want to wear that day, to what you want to talk about, feel, eat, listen to, smell… From the tiniest details to the most intimate decisions, it’s about making choices freely. Even when you know you might regret it, or fear the pain of what’s missing—you walk anyway, on your own. Being able to define freedom this broadly, and to feel it in every moment, is something incredibly precious to me. Every day, I admire more the minds that fight to reclaim the right to rebel. The identities of those who choose to be themselves grow stronger with every decision they make.
The universe.
Every detail of the universe. Though, calling it a “small” thing doesn’t quite fit, does it? Even the tiniest part of it feels infinite to us—and maybe it is. I love the overlooked or sometimes impossible-to-ignore elements of this endless chaos. The unique design of every snowflake excites me. The curious gaze of children, a familiar scent you suddenly encounter after years, a bird washing itself in a puddle, the stones you try to skip, the colorful wings of a butterfly, a new sound you hear on a path you walk every day, the stray whiskers of a cat found inside your home, and ice cream—all kinds of it. I love every place near the sea. I sit on the shore—sometimes tipsy, sometimes drinking tea, sometimes alone, sometimes with loved ones—and no matter where or how I’m there, I feel peace in every second. I dream of swimming at dusk, I love being drowned out by the sound of the waves. I love that the sea feels both so familiar and yet so foreign.
Colors.
I didn’t always feel so full of color. I didn’t always see the world as colorful as I do now. The boldness of different shades used to scare me. But now, every color I see around me makes me feel alive. It’s like I had glasses that only showed the world in black and white—and suddenly, they’ve been taken off, and I can feel every color. Colorful people thrill me. Amid the grays, the flash of yellow makes me feel something. At a certain point in life, I think we forget the magic of colors. Getting lost in shadows seems easier, safer, than daring to shine. Choosing to feel something, to fill the emptiness, to be a presence that is alive and radiant—that’s hard. But it’s one of the greatest pleasures of being human.
In lives filled with battles and hardship, it’s the minds that find value in small details that find happiness most easily. Seeing simplicity within complexity gives meaning to the present moment. The beauty of life lies in the small things we choose to notice—you, me, all of us. So lift your head. Look, smell, listen, taste, feel. Because love is a powerful yet simple thing. And it’s these little moments that allow us to experience the most beautiful kind of love.
Yorum bırakın