
Olmayacak olanı arzulamak, bir kaçış mı gerçeklikten, yoksa bir sığınak mı hayaller için? Güvenli bir alan mı fazlasına cesaret edemeyen gönüllere, yoksa bir eziyet mi yetinemeyenlere? Nereden bakarsak bakalım imkansız, bir gerçek. Yeri gelince dünyanın en güzel gerçeği, yeri gelince de en ızdıraplısı.
Bazı noktalarda fazlasını istemek, belki yanlışı, belki de imkansızı istemek insan için iyidir. Sınırların dışına çıkabilmek için bunları istemeye cesaret edebilmek gerekir sonuçta. Bu cesaretle çıktığın yollarda, buldukların ve bulamadıklarınla değişirsin. Ama bazı arzular vardır mesela, olmayacağını bile bile nedir bu peşinden koşma isteğimiz?
Olma ihtimali dahi olmayan spesifik senaryolar kurarken buluyorum çeşitli zamanlarda kendimi. Gerçekleşmesinin güçlüğünü bilmek, bu senaryoların devamına iştahımı açıyor. Saçmalamak mı, ihtimaller denizinde boğulmayı tercih etmek mi bilmiyorum ama iki farklı his doldurup taşırıyor gönlümü.
Güvende hissediyorum. Kafamda belki günlerce, belki saatlerce dolandırdığım o düşüncelerin olabilitesinin sıfır olduğu gerçeği, hayal kırıklığı riskinden koruyor beni. Zarar göremeyeceğine bu kadar emin olabilmek, dünyada başka hangi durumda var sonuçta değil mi? Gerçekleşemeyen bir durum, kıramaz kalbi, döktüremez bazı yaşları gözlerden, ağır olanları en azından. Çok daha kolaydır bağlanmak işte o zaman, olmasını belki dünyadaki her şeyden çok istediğin ama gerçekleşmeyeceğine de adın gibi emin olduğun o şeye. Hakkında düşünmek, hissetmek kolaylaşır. Kafandakiler, yaşam gerçekleri kadar kıramaz çünkü seni.
Nefret ediyorum, bu kadar aciz hissetmekten kendimi. Bir şeyi bu kadar isterken, bu kadar elde edememekten vücudumun her zerresiyle nefret ediyorum. Gerçeklikten bu kadar uzak bir şeyi bedenim, aklım ve kalbimle bu kadar dilemekten nefret ediyorum. Sanki her nefesim, her düşüncem ve her duygum o senaryo için atıyor ama atamıyor da işte. Bunun farkındalığında olmak acı veriyor insana. Dünyanın en büyük, en güzel acısını çektiriyor imkansızlıklar insanlara. Bu kadar gerçek olmayan bir şeyin, bu kadar hissettirebiliyor olması gerçeğinden nefret ediyorum.
İmkansızı istemek, düşlemek garip bir şey. Farklı ruh hallerini bu kadar kolay hissettirebiliyorken bu kadar uzak oluyor olması da cabası. Uzaktayken bu kadar çetrefilliyken, yakınlaşsa ne olur acaba? Sanırım bu ihtimaller konuşturuyor içimdeki pervasızı. İmkansız olanı istemenin yüzsüzlüğünü hissederken ilham alıyorum olandan, olmayandan. Elimdekilerle bağdaştırıyorum bazı şeyleri, yetiniyorum veya gönlümdekilerle. İmkansız için aç olan ruhumu, imkanlılarla doyuruyorum. Ne kadar işe yaradığı tartışılır belki ama, her geçen güne yeni bir umutla uyanıyorum.
Acısına rağmen, yeni birer imkansızın çekiciliğine kapılıyoruz şu dünya üzerindeki her gün. Sahip olabileceklerimizin potansiyelini, o imkansıza yaklaştırmaya çalışıyoruz. Büyüttüğümüz hayallerimizle yeni duygular hissetme olanağı tanıyoruz kimliğimize. Ve işte her defasında da böyle büyüyoruz. Oldum olası zor olanı sevdim, imkansızı istedim ben de. Kalbim acıdı istemekten, nefessiz kaldım belki ama büyüdüm bu kederle. Hayata kafa tuttum daha fazlasını isteyerek, olmayacağını bile bile. İşte hep de böyle insanlardan ilham almış bulundum. Çünkü imkansızın çekiciliğine kapılıp gidebilmek ne kadar devrimciyse, elindekini sevebilmek de o kadar devrimci benim için.
Ne olduğu bilinmez bu imkansızlarla büyümeyi öğrenenlerden olmayı tercih ediyorum. Bıçak gibi keskin gerçeklerin ucuna birazcık da umut yerleştiriyorum. Uçsuz bucaksız bu hayallerin yanına da bazen birer gözyaşı konduruyorum. Ama her ne olursa olsun, imkansızın etkileyiciliğine vurulmaktan korkmuyorum, korkmayanlarla da yürüyorum. Koşun imkansızın peşinden, hissetmekten korkmayın. Çünkü nerede görülmüş korkanların var olmaktan öteye geçebildiği?
To long for something that will never happen—
is it an escape from reality, or a safe place built for dreams? Is it a shelter for hearts too afraid to ask for more, or a quiet torment for those who can never be satisfied? However we look at it, the impossible is real. Sometimes it’s the most beautiful truth in the world, sometimes the most painful.
At certain points, wanting more—even if it’s wrong, even if it’s out of reach—can be good for us.
You need courage to even consider stepping outside the limits and on the paths you take with that courage, you change—because of both what you find and what you never will.
But some desires… Some are the kind you chase, even while knowing they’ll never become reality.
Why do we do that?
I often find myself imagining scenarios that have no real chance of happening. Knowing how unlikely they are somehow makes me more eager to continue building them in my head. Is it foolish? Or is it willingly diving into a sea of unreachable possibilities? I don’t know.
But these conflicting feelings fill me up all at once.
There’s a strange comfort in it.
Knowing that the thoughts I’ve turned over in my mind for hours, even days, will never actually happen—
that knowledge shields me from disappointment. There’s no risk of heartbreak. No unexpected pain, no uncontrollable tears. It becomes easier to care for something when you know it will never touch you in real life. It becomes easier to get attached to something you want more than anything else,
but know with complete certainty you’ll never have.
Thinking about it, feeling something for it—it feels safe. Because it’s not real. And what’s not real can’t hurt you the way life does.
Still, I hate how powerless it makes me feel.
I hate it with every part of me. To want something so badly and not be able to reach it. To want something so unrealistic with every part of my body, mind, and heart. Like every breath, every thought, every emotion is meant for that one fantasy—
and still, none of it makes a difference.
Being aware of that is painful. It’s a kind of pain that feels both enormous and strangely beautiful.
And I hate that something so unreal can make me feel something so real.
Wishing for the impossible is a strange experience.
It can bring out all kinds of emotions with ease, yet it stays out of reach and if it’s this complex from a distance, what would it be like if it got closer?
Maybe that curiosity is what brings out the boldness in me. As I feel the shamelessness of wanting what I’ll never have, I somehow draw inspiration from it.
I try to connect the impossible with what I do have—or at least with what I feel. I try to feed my hunger for what’s unreachable by filling myself with what’s within reach. Maybe it doesn’t always work.
But still, I wake up every day with a new kind of hope. Despite the ache, we let ourselves be drawn to the beauty of the impossible, every day.
We try to shape what’s possible into something that resembles what we long for.
With every growing dream, we allow ourselves to feel more. And in doing so, we grow. I’ve always loved the difficult, always wanted the impossible.
It’s hurt. It’s taken the air out of me. But it’s also shaped me. I’ve challenged life by wanting more—even when I knew it wouldn’t come true. And I’ve always found inspiration in those who do the same.
Because for me, falling for the impossible is just as revolutionary as being able to love what you already have.
I choose to be someone who learns how to grow through the impossible. I plant hope beside sharp truths. I place tears next to my endless dreams. But no matter what— I’m not afraid of being moved by the impossible and I walk alongside others who aren’t afraid either.
So chase what feels impossible.
Don’t fear your feelings.
Because when has anyone who’s afraid of feeling ever managed to become more than just a shadow?
Yorum bırakın