Woolf’u hissetmek – feeling Woolf

Zaman zaman uzaklaştığım, geri döndüğümde tekrar tekrar beynine olan hayranlığımın ortaya çıktığı bir kadın Virginia. İlk okumaya başladığımda verdiklerini almakta zorlandığımı hatırlıyorum. Hatta hâlâ bu zorluklarla karşılaşırken buluyorum kendimi, alışkanlıklar edinebilmiş olsam bile. Kayboluyorum cümlelerinde bazen, uçsuz bucaksız betimlemelerinin hissettirdikleriyle baş başa kalabilme lüksüne sahip olabiliyorken, kaptırıyorum benliğimi kelimelerin hızına. Onlarca sayfalık kitapların, denemelerin içerisinde boğuluyorum anlamların ağırlıklarıyla, bazen de o kadar hafifliyorum ki, gözlerimden birkaç damla yaş düşüveriyor göz açıp kapayıncaya kadar.

Siz de bazen, bazı kişiliklerde görüyor musunuz kendinizden birer parça? Acaba biz mi çalıyoruz bu parçaları onlardan, yoksa zaman kavramından bağımsız, insanlar bu kadar mı ortak, bu kadar farklı hayatlarda? Hissettiklerimin kağıda yansımasına şahit oluyorum, onu okurken, dinlerken. Kelimeler yığını arasında parlıyorlar bana, bağırıyorlar bana aklındakiler burada, buradasın diye.

Karmaşıklığını anlıyorum. Nedenlerini anlıyorum. Korkusunu ve korkusuzluğunu anlıyorum onu okurken gibi hissediyorum. Günlük yaşamın sıradanlığından oluşturduğu zenginliği hissediyorum paragraflarda. Büyük ama gizli bir aşkın kalp kırıklığıyla yazılmış, devir değiştiren cümlelerine tapıyorum. Kalp kırıklığıyla yaratılabilecek en devrimci hareketleri sergilemiş olmasını düşünüyorum çeşitli zamanlarda, cesareti ilham veriyor bana.

Kafasında dönenleri içime işleyebilmek isterdim diyorum, daha yazmadığı belki, yazamadığı şeyleri bilmek isterdim. Bu merak mı beni bu kadar etkileyen acaba? Hiçbir zaman tamamen anlayamayacağımı bildiğim düşünceler mi bu kadar isteğimi kabartan?

Katman katman örülmüş karakterler ilgimi çekti her zaman hayatta, basit kişilikler en büyük tiksintim oldu. Bunu demek de ne kadar kibar bilemedim gerçi, olsun biraz gerçeklik o kadar da zarar vermez sanırım. İçine girdikçe derinleşen suların soğukluğu tüylerimi diken diken etti, deştikçe içini yeni bir şeyin çıkabiliyor olması fikriyle heyecanlandım insanlarda. Bu kompleks birey yapılanmalarıyla bu kadar ilgilenirken ben, Woolf saatlerimi harcamak istediğim bir sanat eserine dönüştü benim için. Bazen yazılarını tekrardan ve tekrardan okuyorum, anlamadığım yerleri neden anlamadığımı anlamaya çalışıyorum. Normalde kitap okurken müzik dinlemeyi çok severim, ama onu okurken tertemiz olmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Kafam boş, kulağım yalnızca onun o incelikli sesinde olmalıymış gibi. Sayfalar akıp giderken de hep o eşsiz masasında hayal ediyorum onu. Kaleminden çıkan cümle öbeklerinde yaşam buluyorum istemsizce ve bu hep daha fazlası için tetikliyor beynimi sanki.

Beynimin derinliklerinden yüzeye çıkartamadığım deniz kabuklarını, onun cümlelerinde ışıldarken buluyorum. Akış içerisinde geçişlerin sertliği ve dürüstlüğünü, Woolf’u okurken hissediyorum. Beni bu kadar etkilemesine izin vermenin yumuşaklığını hissederken de, birilerinde bir şeyler bulabilmiş olma huzurunu yaşıyorum. Ama en çok da sanırım, bu duygu karışımları arasında aktivist bir kadın olarak var olabilmesini seviyorum. Yazmaya başladığım günden beri o cümlenin doğruluğunu düşünüyorum sonra. Bu kadar gerçek olan her şeyi, bu kadar yüzüme vurduğu için de şükrediyorum.

“A woman must have money and a room of her own if she is to write fiction.”
― Virginia Woolf, A Room of One’s Own


Virginia is a woman I drift away from from time to time, but whenever I return, I find myself once again in awe of her mind. I remember how difficult it was to absorb what she offered when I first started reading her. Even now, despite having formed some habits around her writing, I still find myself struggling. I get lost in her sentences—sometimes completely swept away by the luxury of being alone with the emotions her endless descriptions evoke. I surrender myself to the pace of her words. In her novels, in her essays, I often feel like I’m drowning under the weight of meanings—then suddenly, I’m so light I find tears quietly slipping from my eyes before I even notice.

Do you ever see pieces of yourself in certain people? Are we borrowing these pieces from them or are humans simply this similar, even in entirely different lives, regardless of time? When I read or listen to her, I witness my own feelings reflected on the page. In the midst of all those words, something sparkles. They shout at me—“What’s on your mind is here. You are here.”

I understand her complexity. I understand her reasons. I feel like I understand both her fear and her fearlessness as I read her. I can sense the richness she extracts from the ordinariness of daily life in her paragraphs. I adore her sentences—written with the heartbreak of a great but hidden love—sentences that belong to another era but still manage to shift something in me. Sometimes I think she has performed some of the most revolutionary acts born of heartbreak and her courage inspires me.

I wish I could absorb what went on inside her mind. I wish I could know the things she never wrote, or perhaps couldn’t. Is it this curiosity that affects me so deeply or is it the knowledge that I will never fully understand her thoughts that makes me want to reach them even more?

I’ve always been drawn to multi-layered characters in life. Simple personalities have been my biggest repulsion. (Though I’m not sure how polite it is to say that—but a little honesty doesn’t hurt, I suppose.) I get chills from the coldness of waters that deepen the further you go. The idea that digging into someone could always lead to something new excites me and as someone who’s so interested in these complex human structures, Woolf has turned into a work of art I want to spend hours with. Sometimes I reread her writings over and over again, trying to understand why I don’t understand certain parts. Normally, I love listening to music while I read—but not with her. With Woolf, I feel like I must be completely clean, completely quiet. My mind empty, my ears tuned only to her delicate voice. As the pages turn, I constantly imagine her at that unique desk of hers. I find life in the clusters of sentences that flow from her pen—and it always triggers a craving in my mind for more.

I find the seashells I couldn’t bring to the surface from the depths of my own mind shining in her words. I feel the sharpness and honesty of transitions in the flow of her writing. While feeling the softness of allowing myself to be affected by her, I also feel the peace of recognizing parts of myself in someone else. But most of all, I think what I love most is that in the midst of all this emotional complexity, she also existed as an activist woman. Since the day I started writing, I’ve often thought about the truth of one particular quote. And I’m grateful that she delivered such raw truths so directly, so unflinchingly.

“A woman must have money and a room of her own if she is to write fiction.”
― Virginia Woolf, A Room of One’s Own


Yorum bırakın