
Bazen bilinmezlikler ve dengesizlikler içerisinde yalpalanır dururken buluyoruz kendimizi. Geçmiş, şimdi ve geleceğin bir şeyler ifade etmediği o zaman dilimlerinde “Nasıl ve ne?” sorularının cevabını bilememek kaybettiriyor kimliği, sıkıştırıyor o dev hapishanelere.
Hayatın akışkanlığını hissetmek, ilerlemeyen saniyelerde zorlaşabiliyor. Değişen durumları, hisleri, kişilikleri görmek, duymak ve yaşamak fikri gerçekçi gelmeyebiliyor insana. Dengesizliklerin arasında tıkanıp kalmış, çözümlenmeyen süreçlerin ağırlığı altında ezilmiş ve anlamlandırılamayan hislerin karanlığını içimizde yer etmiş olduğumuz bu süreçlerde en büyük kurtarıcı, karar vermek oluyor işte.
Önceden çevremizde olan biteni kontrol etmekte ne kadar aciz olduğumuzu düşürdüm hep. Sanki dünya dönüyor, insanlar yaşıyor, bazısı dövüyor, bazısı seviyor ve sen yalnızca bakıyorsun gibi. İzliyorsun, yaşıyorsun ve olanı kabulleniyorsun. Öz iradeyi kullanma fikri bile ütopik geliyor insana, öyle mi peki?
Yapmaya ve yapmamaya karar verdiğim şeyler oluşturuyor beni. Cesaret ettiğim başkaldırılar, gözüne bakmayı tercih ettiğim insanlar, niyetin iyiliğinden doğmuş yanlışlar, dilenen özürler ve edilen teşekkürler. Hayatımda hiçbir şeyi bilmediğim ve kesinsizlikler içerisinde yüzdüğüm bir dönemdeyim. Gelecekte ne olacağım bilmiyorum, hiç bilmedim belki de. Hiç bilebilecek miyim peki? Kim bilir. Bunca bilinmezlik içerisinde, net çizgiler çiziyorum kendime, çabalıyorum. Karar veriyorum. Nasıl sevilmek istediğime karar veriyorum, nasıl sevmek istediğime, üzerime giydirilmiş ceketleri çıkartıyorum bazen, bazen yenilerini giyiyorum. Zarar mı vermek istiyorum, iyi mi gelmek bireye? Tökezleyip düşmekten utanmıyorum önceki gibi. İstediğim süreçleri, istediğim gibi yönetemiyorum bazen. Hayal kırıklığına uğruyorum. Gurur duyuyorum.
Tercih edebilme özgürlüğüne sahip olabildiğimizi fark etmek, en büyük devrim oluyor birey adına. Coğrafyanın kader olduğu yerde, tercihlerle yaşıyor insan. Dış etkenlerin altında ezilmeyi tercih etmek yerine, daha iyisine karar veriyor birey ve değişiyor yaşam. Yaşamak mı ölmek mi? Ortası acıdan ibaret sadece.
Nasıl hissedeceğimi, nasıl hareket edeceğimi ve insanların bana nasıl davranmasını istediğimi kontrol edebileceğimi öğrendiğimde değiştim ben de. İyi olmaya karar verdiğimden beri, zorlukların altında ezilmek yerine, onların dersleriyle sertleşiyorum. İnsan istediğini yapıyor cidden ve bu gerçeği yutmak büyütüyor. O yüzden istiyorum, karar veriyorum. Bazen çok da zorlansam, bazen çok da acıtsam kendimi, karşımdakini, karar veriyorum, değişiyorum.
İyi olmaya karar verenlerin mücadelelerinin ışığında parlıyorum. Parladıkça da tutuyorum ellerden. Bana öğretilenleri, tekrar tekrar hem kendime hem sana anlatıyorum. Anlatıyorum ki değişsin yaşam, değişsin insan. Karar verebilme ihtimalinin imkansızlığıyla doyurulmuş kimlik, kararlarıyla güçlensin ve onurlansın yaşam.
Sometimes we find ourselves swaying amidst uncertainties and imbalances. In those moments when the past, present, and future seem to mean nothing, not knowing the answers to the questions “How?” and “What?” strips away identity and locks us into vast prisons.
Feeling the fluidity of life can become difficult in seconds that refuse to move forward. The idea of seeing, hearing, and living through changing situations, feelings, and personalities may not even feel realistic. In these periods—when we are stuck among imbalances, crushed under the weight of unresolved processes, and carrying within us the darkness of unexplainable emotions—the greatest savior is making a decision.
I have always thought about how helpless we are at controlling what happens around us. As if the world spins, people live—some harm, some love—and you are just watching. You watch, you live, and you accept what is. Even the idea of exercising free will feels utopian, doesn’t it?
Yet the things I choose to do or not to do are what form me. The rebellions I dare to stage, the people whose eyes I choose to meet, the mistakes born from good intentions, the apologies uttered, and the thanks expressed. I’m in a time in my life where I don’t know anything, floating in uncertainty. I don’t know who I will be in the future—maybe I never have. Will I ever know? Who can say. Amidst all this ambiguity, I draw firm lines for myself, I strive. I decide. I decide how I want to be loved, how I want to love. Sometimes I shed the coats that were draped over me, sometimes I put on new ones. Do I want to hurt, or do I want to heal? I no longer feel ashamed of stumbling and falling like before. Sometimes I cannot manage the processes I want the way I want. I get disappointed. I feel proud.
Realizing that we have the freedom to choose becomes the greatest revolution for an individual. In a place where geography is destiny, we live through our choices. Instead of choosing to be crushed under external forces, one chooses something better, and life changes. To live or to die? The middle ground is only pain.
When I learned that I could control how I feel, how I act, and how I want people to treat me, I changed too. Since I decided to be good, instead of being crushed under difficulties, I’ve been hardening with the lessons they bring. A person truly does what they want, and swallowing this truth makes you grow. That’s why I want, I decide. Even when it’s hard, even when I hurt myself or others, I decide, and I change.
I shine in the light of the struggles of those who have chosen to be good. And as I shine, I hold out my hands. I repeat what has been taught to me, again and again, both to myself and to you. I tell it so that life may change, so that people may change. A self that has been fed with the impossibility of making decisions may instead be strengthened by its choices, and life may be honored.

Yorum bırakın