nefes almak adına – For the sake of breathing

Karmaşalar ve ızdırapların içerisinde yaratılmış nefes alma alanlarını seviyorum. Koşturagelmenin normalleştirildiği bu dünyada, kendisine kendisi olma iznini verebilenler büyülüyor beni. Hayatı yaşanılabilir kılan da bu oluyor zaten, kendince var olabilmek, en sıkıştırılmış konumlanmalarda bile.

Çevremde ve belki de kendimde en çok gözlemlediğim ve duyduğum şikayetler, nefes alamamakla ilgili oluyor son zamanlarda. Hayat koşuşturması ve gelecek kaygısı içerisinde yapılan işlerin yüzeyselliği, insanı manevi açlığın ağır yüküyle sınıyor. Günün sonunda “Varlığımın değeri ne?” bağırışları koparken zihinde, birey yalpalıyor bir oraya bir buraya. Kayıp. Hepimiz gibi.

Varlığın değeri, zorunda kalınan streslerin içerisinde yaratılmış gülüş dakikalarında ortaya çıkıyor gönlümde. Pisliğin ve gürültünün insanı ölüme sürüklediği yerlerde, oluşturulmaya cesaret edilmiş insan ilişkileri, yaprakların verdiği dönüşüm sesi, denizin sonsuz mavisi, kaçmaktan sıkılanların yüzleşme anları veriyor yaşama lüksünü. Bunun farkındalığını kazanabilme becerisi de, insanın derinliğinden geliyor işte.

Kendi kendini baltalamanın basitliği, yaşama lüksünü kirletiyor bazen. Başardıklarına bakabilme inisiyatifi alamayan birey, fazlanın olamaması ağırlığıyla çöküyor ve nefes kesiliyor. Boğulma. (mı gerçekten?) İnsan, kendi kendisini, kendi beklentilerinde boğar mı? Gerçekleşememiş kehanetlerin yükü mü kaybeder insanı, kendini kaybetmeye meyilli etmiş birey mi?

Dış etkenlerin zorlukları arasından sıyrılıp geçen keskin insanları seviyorum. Kendilerine verilmiş yükleri kaldırmayı bırakmış, bırakmaya adım atmış, kendi karmaşası içerisinde kendisine nefes alma hakkı tanımış ruhları görebilmek değerli kılıyor yaşamamı. Vazgeçmeyi tercih etmenin kolaylığı yanında, alternatif çözümlerin hayat kurtarıcılığını benimseyen zekalar etkiliyor beni. Ve yalpaladığını söylemeye korkmayanları tutuyorum elinden. Tutuyorum çünkü görüyorum kendimi. Ne kadar farklı olsa da hikayelerimiz belki, korkumuz aynı biliyorum. Yeterince var olabilir miyim bu dünyada, yaşayabilir miyim yaşamak istediğim gibi, yer kaplamaya cesaret edebilir miyim sıkış tıkış doldurulmuş bu koskoca evrenin küçücük odalarında?

Kendimi görüyorum bazen gözlerde, sözlerde. Bazen eskimi, bazen şimdimi, bazen geleceğimi. Sana veya ona sözlerimi, kendime söylüyorum aslında. Aynı senin yaptığın gibi. Budur çünkü yaşamak değil mi?


I love the spaces we create to breathe amid all the chaos and pain. In a world where constant rushing has become the norm, I’m fascinated by people who can give themselves permission to simply be. That, I think, is what makes life bearable — being able to exist on your own terms, even in the tightest corners.

Lately, most of the complaints I hear — from others and from myself — are about not being able to breathe. The pace of life and the anxiety about the future make the things we do feel shallow, testing us with the heavy weight of spiritual hunger. At the end of the day, when the mind shouts, “What is the worth of my existence?”, we sway back and forth, lost — like everyone else.

To me, the value of existence reveals itself in the moments of laughter created within unavoidable stress. In places where filth and noise push people toward despair, it’s the human connections we dare to build, the sound of leaves turning in the wind, the endless blue of the sea, and the moments when people finally stop running and face themselves — these give life its meaning. And realizing that comes from somewhere deep inside us.

Sometimes, the ease of self-sabotage pollutes the simple luxury of living. When a person cannot recognize what they’ve already achieved, they collapse under the weight of feeling “not enough,” and the breath tightens. Drowning — or is it really? Do we drown in our own expectations? Is it the burden of unfulfilled hopes that makes us lose ourselves, or is it that we were always ready to lose ourselves to begin with?

I admire people who manage to move through the hardships of life with clarity — those who have stopped carrying the loads placed on their shoulders, or at least have started to let them go. Seeing people who allow themselves to breathe within their own chaos gives meaning to my own life. I’m inspired by minds that choose to find solutions instead of giving up easily. And I reach out to those who aren’t afraid to admit they’re stumbling — because I see myself in them.

Maybe our stories are different, but our fear feels the same: Can I truly exist in this world? Can I live the way I want to? Can I dare to take up space in this crowded universe that feels so small at times?

Sometimes I see myself in people’s eyes, in their words — sometimes my past, sometimes my present, sometimes my future. When I speak to you or to them, I’m really speaking to myself. Just like you do. Because maybe that’s what living really is.

Yorum bırakın