
Diktatöryal rejimlerin en büyük korkusu, özgürlük ve özgürlüğün getirdiği mutluluktur. Bu rejimlere karşı direnişte yer alan en korkusuz ve temel araçlardan birisi de gülmektir. Umutla, heyecanla, üzerine konumlandırılan baskının ve korkunun inadına gerek kafada gerek sokaklarda dans edip bağırabilmektir.
Mücadele biçimleri çok farklı alanlarda, çok farklı şekillerde çıkabiliyor karşımıza. Yeri geldiğinde sandığa gitmek, yeri geldiğinde kahkahaların yasaklandığı bir mecrada delicesine gülmek, yeri geldiğinde dans etmek toma karşısında, yeri geldiğinde sadece kendin olabilmek.
Değişimlerin uzun soluklu serüvenler olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, herkesin kendisine ait başkaldırısı küçük veya büyük fark etmeksizin önemli yerler kaplarlar. Olayların ciddiyetini belki de en çok anlayanlar, mizahı, eğlenceyi kullanarak karşı çıkmaya başlarlar o noktada. Hayatı boyunca umutsuzluğa ve hüsrana sürüklenmiş bireyler, daha ne kaybedebilirler ki sonuçta?
Özellikle eski jenerasyon bireylerinin, yeni bir halk hareketi olarak doğan ve İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin yürümesiyle başlayan günümüz ayaklanmasının bazı mizahi içerikler içermesi dolayısıyla çeşitli eleştirilerde bulunduğunu gözlemliyoruz. Hukuksuzluğun ve istismarın apaçık ve en çok da öğrencileri ve gençleri vurduğu bu iktidar döneminde, eğlence ve umudun en büyük direniş yöntemlerinden birisi olduğu gerçeğini hatırlatmak da, yine bizlere kalıyor bu durumda. Apolitik olmanın belki de en büyük bilinçsizliklerden birisi olduğunu bildiğimiz, savunduğumuz ve her geçen gün de gördüğümüz bu dünyada en büyük devrimi yapacak olan, baskılara ve korkutmalara rağmen dans ederek direnmekten kendini alıkoymayan nesiller olacaktır.
Toplumsal düzeyde marjinal ve aykırı görülebilecek çoğu hareketin altında, kısıtlanmaya ve ezilmeye bir başkaldırı bulunur. Giyim tarzından hayat seçimlerine, kızabilme potansiyelinden gülebilme yeteneğine kadar her küçük ama radikal direniş unsuru, bir bireyin kendi mücadelesini yansıtmaktadır. Zaten kurallarla çevrili olduğunu bildiğimiz, bir soluk alabilmek adına belki kendimizi kaybettiğimiz bu dünyada, her bireyin kendisine özel mücadelesini belirli bir kalıp içerisine sokarak düzene ayak uydurmasını sağlama işi, yıpratıcılığıyla beraber halihazırda eleştirisini yaptığımız sistemin sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Bunu görebilmek ve anlayabilmek için de, bu at gözlüklerinden olabildiğince çabuk kurtulup, kapsayıcılığımızı artırmamız gerektiğine inanıyorum.
Her direniş şekli, yalnızca belirli bir toplumsal hareket çevresinde değil, bireysel hayatlarımızda verdiğimiz savaşlarımızda da kendine ait özellikler taşımakla beraber, çevredekilere ilham olabilmekle yükümlüdür. Her birimizin hayatında, kendine ait zorbaları ve diktatörleri bulunmaktadır. Bunun farkına varabilmiş olmayla beraber gerçek gelişim ve değişimin olduğuna inanıyorum. Bu heteronormatif patriyarkal kapitalist sistem, kendi sağlıklı çocuklarını yetiştirir. Bu sağlıklı çocuklar, biyolojik cinsiyetten bağımsız olarak, norm-dışıyı “kamçılamak” ve cezalandırmakla görevlendirir kendilerini. Farklı olmanın yanlışlığını kemiklerine kadar özümseyen bu sağlıklı çocuklara da işte, en büyük direniş gülmeyi ve dans etmeyi bilen “hasta” çocuklardan gelir.
Yasakların ve kuralların içinde yok olmaktansa, kendi varlığını kabul edip ayağa kalkan hasta çocuklarla gelecek devrim. Sınırlar içerisinde kendi doğrularını dikte eden bireyler ve iktidarlara karşı, birlik olan bilinçli ve neşeli ezilenler değiştirecek yaşamı, sistemi.
Bireysel ve toplumsal her mücadele büyüsün danslarla ve birliktelikle, zorbalarınıza gülümsemeniz de güçlü ve içten olsun!
The greatest fear of dictatorial regimes is freedom — and the joy that comes with it. One of the most fearless and essential tools of resistance against such regimes is laughter. It is dancing and shouting — both in our minds and in the streets — with hope and excitement, in defiance of the pressure and fear placed upon us.
Forms of resistance appear in many different ways, across many different spaces. Sometimes it’s going to the ballot box. Sometimes it’s laughing uncontrollably where laughter has been banned. Sometimes it’s dancing in front of a riot police vehicle. And sometimes, it’s simply being yourself.
When we acknowledge that change is a long-term journey, each person’s rebellion — whether small or large — holds significance. Those who perhaps understand the seriousness of the situation most deeply are often the ones who begin to resist through humor and joy. After all, what more can individuals who’ve lived their whole lives surrounded by hopelessness and disappointment truly lose?
We’re seeing critiques, especially from older generations, of today’s uprising — a new people’s movement that began with the students of Istanbul University — due to the humorous content being shared throughout it. But in this era of lawlessness and abuse, where injustice hits students and youth the hardest, it’s up to us once again to remind the world that joy and hope are among the most powerful forms of resistance. In a world where apathy is arguably one of the most dangerous forms of ignorance — a truth we witness and speak out against daily — it will be the generations that dance in the face of oppression and fear who carry out the greatest revolution.
Many movements that are considered marginal or deviant at a societal level actually stem from rebellion — rebellion against being restricted and oppressed. From clothing choices to life paths, from the right to be angry to the right to laugh, every small but radical act of resistance reflects an individual’s personal struggle. In a world we already know is bound by rules — where sometimes we lose ourselves just to breathe — forcing every individual’s unique resistance into a mold only serves to sustain the very system we criticize. To truly see and understand this, I believe we must quickly discard our blinders and increase our capacity for inclusivity.
Every form of resistance carries significance — not just within organized social movements, but also in the personal battles we each face — and carries the potential to inspire others. Each of us, in our own lives, has our own bullies, our own dictators. And I believe real growth and change come with recognizing that fact. This heteronormative, patriarchal, capitalist system raises its “healthy” children. These “healthy” children, regardless of biological sex, assign themselves the task of punishing and “whipping into shape” anyone who defies the norm. But the greatest resistance to these so-called healthy children — who have internalized the wrongness of difference down to their bones — comes from the “sick” children who know how to laugh and dance.
Instead of disappearing inside prohibitions and rules, the revolution will come with the “sick” children who rise by embracing their existence. Conscious and joyful oppressed people — united against individuals and regimes that impose their narrow truths — will be the ones to change life and transform the system.
Let every personal and collective struggle grow with dance and solidarity and may your smiles at your oppressors be strong and sincere!

Yorum bırakın